Role Playing Game (RPG)
Yazar: buselik | Kategori: Genel
RPG; Rol Yapma Oyunu’dur. RP yapmaya başlarken, öncelikle kendinize bir karakter yaratmalısınız. Yarattığınız karakter için de bir kurgu belirlemelisiniz. Bu kurgu, bulunduğunuz site içerisinde yapacağınız tüm RP’leri etkiler.
Öncelikle RP kalitesini arttırmak için;
1- Kesinlikle ama kesinlikle kendinizi uzun yazmak, mükemmel betimlemeler yapmak için kasmayın. Hiç birimiz birer Dostoyevski değiliz. Zaten kaliteli RP demek uzun RP demek değildir. Ama üç satırlık, insana hiçbir şey vermeyen okumaktan sıkılacağımız ve pas geçeceğimiz yazılar da RP demek değildir. Yeri gelir iki mesajlık RP yaparsınız, yeri gelir iki paragrafı zor yazarsınız. Bu yüzden kesinlikle iki paragraf yazabiliyorsanız onu üçe çıkarmak için kasmayın; bırakın kısa, güzel ve kaliteli olsun. Çünkü amacımız kaliteli RP’ler yapmaktır
2- Betimlemelere oldukça çok yer verin. Ama bunu yaparken yerdeki toz zerresine kadar ya da milyonlarca sene önce yaşadığınız olaya kadar betimlemeyeceksiniz tabi. (RP yaparken ruh halinizi, ortamı, ortamın ruhunuzda bıraktığı etki, olayların sizde bıraktığı etki ve RP’nizin kurgusuna uygun eski yaşanmışlıkları da eklerseniz RP’niz zenginleşir. Ama dediğim gibi her şeyin fazlası zarar.) Yüzeysel ama okuyanın gözünde nerede olduğunuzu, nasıl bir ruh hali içinde olduğunuzu anlatacak kadar bir betimleme istiyoruz sizden.
3- Eskiden yaşadığın olayların o günkü olaya etkisi varsa bunu bir paragrafta anlatarak RP’nizi bir paragraf uzatabilirsiniz.
4- Arada bir düşük veya eksiltili cümlelere, pekiştirmelere de yer verirseniz RP’niz güzelleşecektir.
5- Yapacağınız RPG’ler birinci veya üçüncü tekil kişi ağızından olmalıdır.
Gelelim RPlerin önizlemelerine
1- Kesinlikle RP’nizi yazdıktan sonra *Word’de* kontrol edip yazım hatalarını düzelttirin.
2- Noktadan sonra boşluk bırakmayı unutmayın. Yazımına ve noktalama işaretlerine, yazım kurallarına dikkat edin.
3- Konuşmaları “tırnak içine” alıp ayrı bir paragraf gibi aşağıdan başlamanızı pek tavsiye etmem. Çünkü fazlasıyla görüntü kirliliğine neden olur.
4- Renklendirme: Konuşmaları diğer paragraftan farklı bir renkte -ama bu renk kesinlikle göz yormayan ama kendini belli eden bir renk olmalıdır- yapılınca dikkat çeker. Okuyucunun ilk izlenimdeki beğenisi RP’yi okurkenki beğenisi ile karışır. Böylece daha güze bir RP olur. Bir de kalın veya italik olursa çok daha hoş olur. Son olarak yazı boyutunun 10-11 olması en idealdir.
#Şimdi kendi hazırladığım örnek bir RPG koymak istiyorum. Bir Harry Potter kurgusuna sahip, daha doğrusu, Karanlık ve Aydınlık savaşının ön plana alınmasıyla hazırlanmış bir oyundur. Her şeyi bu oyunda daha iyi anlayacağınıza eminim. Birinci tekil kişi ağzından yazılmıştır. Çalıntı olmaması dileğiyle ~
Karakter Açıklaması;
Rosepery Dé Querin. Fransız bir ailenin tek kızıydı. Yıllar önce ailesini Aydınlık-Karanlık savaşında kaybetti. Şu an 25 yaşında ve Sihir Bakanlığı’nda Sihir Bakanı Asistanı olarak görev yapmakta. Yıllar önce Hogwarts / Ravenclaw’dan mezun oldu. Yıllarını Aydınlık’a adadı. Daima olumlu düşünmesi, güvenilir olması arkadaşları tarafından çok sevilmesini sağlamıştır…vs vs.
MASUM ÖLÜM (Role Playing Game)
Etraf hiç olmadığı kadar sakindi. Acımasız rüzgarların sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Üzerimde çoğu yeri yırtılmış, siyah bir elbise vardı. Durumuna bakılırsa pek elbiseyi andırmıyordu, daha çok sokak çocukların giydiği kıyafetlere benziyordu. Zaten içindeki ben de pek ben değil gibiydim. Yorgun bir vaziyette, kaldırımları kırılmış, yıkık dökük evlerin olduğu bir sokaktan geçiyordum. Karanlığın beni sürüklemesiyle gelmiştim bu yere. Neden burada olduğumu bilmeden amaçsızca yürümem bir yana, nasıl kurtulabileceğime dair o aptal düşünceleri kafamdan atmaya çalışıyordum. Hava gittikçe kararıyor gece adeta beni içine çekiyordu. Bir süre sonra önümü göremez hale geleceğimi bile bile, yardım çağırmayı reddediyordu beynim. Benliğime söz geçiremez durumdaydım. Adım atacak halim kalmamıştı; kendimi yere bıraktım. Hızlı bırakmanın etkisiyle belime aldığım darbe canımı yakmıştı. Ama yine de ayakta durmaktansa, yerde acı çekerek yatmak çok daha huzur vericiydi. Gözlerimi açtığımda gördüğüm tek şey gökyüzü olmuştu; yıldızlarla dolu. Her şeyden uzakta, bambaşka bir dünya; gökyüzü. Kötülüklerin olmadığı, sadece kendinle baş başa kalabileceğin bir yerdir orası, çoğu iyi insanın hayal ettiği… Bir süre sonra tekrar gözlerimi kapattım. Geceyi burada yatarak geçirmek istiyordum. Rahat değildi belki; ama, bir süre düşününce, uzaktı her şeyden, herkesten… Sessizliği dinlemek ninni gibi geliyordu. Neredeyse uykuya dalmak üzereydim ki bir sesle irkildim: ”Rose !” Kimdi o? Üstelik de bu yerde. Her kimse tam kafamı dinlemeye başlamışken, nasıl oluyor da rahatımı bozabiliyordu? Sinirle ayağa kalktım. ‘”Kimsin !’’ diyerek şiddetle bağırdım. Hafif uyku sersemliği ile tam olarak göremiyordum. Tek farkında olduğum birinin bana yaklaşmakta olduğuydu. Aniden bir el hissettim kolumda. Yavaşça bedenime yayılan bir sıcaklık, daha sonra da gözlerimde beliren masum bir yüz. Süzdüm boydan boya, tam olarak nasıl vaziyette olduğunu göremiyordum ama kim olduğunu bulmuştum. ‘’Norm. Yine mi? Tanrı aşkına, tek olduğum zamanlarımda yanımda olmak zorunda mısın?’’ Gülümsedim. Hoş geldin dercesine sarıldım ilk önce, sonra yanağına ölüm soğukluğu kadar soğuk küçücük bir öpücük kondurdum. Konuşmasını beklediğimi anlaması için gözlerine baktım. Siyah gözleri susmak konusunda ısrarlıydı. Neredeyse duyulmayacak bir ses tonuyla oturmasını söyledim. Kendim kaldırıma otururken onun da yanıma oturuşunu izledim. Sıradan Norm hareketleriydi. Alışmıştım, belki de bilmediğim ve yakın zamanlarda alışacağım davranışları olacaktı. Gözlerimi tekrar karanlığa diktim. Gerçekten de beni burada bulması şaşırtıcıydı. Kimseye haber vermeden çıkmış, iz bırakmadan ilerlemiştim. Ya da en azından ben öyle sanıyordum.
Norm; kaybetmek istemediğim insanlar arasına girmişti çoktandır. Bir kere sıcacıktı; tavırları, konuşması, daha doğrusu kendisiyle. Seviyordum onu işte. Bambaşka biriydi benim için, eşi olmayan bir insan denilebilirdi. Bu tip şaşırtmaları hoşuma gidiyordu. Daima yanımda olacağını belli edercesine, beklenmedik anlarda çıkıp geliyordu. Her kişinin onun gibi birine ihtiyacı vardı. Kendi düşüncelerime gülümsedim. ‘’Bütün gece boyunca konuşmayı düşünmüyor musun?’’ Başım öne doğru eğilmişti. ‘’Yorgunsun. Üstelik çok kötü görünüyorsun, buradan gitsek iyi olacak.’’ diye tepkisini gösterdi. Yorgun olduğumun göze bu kadar battığını bilmiyordum. Ne cevap vereceğimi bilemedim. İstemsizce buraya gelmiştim fakat şimdi hiç gitmek istemiyordum. Adımlarımı o lanet şehre doğru atmaktan nefret ediyordum. Benim dünyam karanlık köşelerdi, sessiz yerler, yalnızlık dolu… ‘’Sen git. Kalmak istiyorum karanlığımla. Anlıyor musun?’’ dedim ve bütün bedenimi boşluğa bırakırcasına uzandım kaldırıma. Norm’un kalkışını gördüğümde gidip gitmeyeceği konusunda tereddüt ettim. Gideceğini sanmıyordum ama her ihtimali göz önünde bulundurmalıydım. Uzun uzun baktı ilk önce. Kaldırıp götürme ihtimali kahkahaya boğdu beni. İçten bir şekilde gülümsemeyi bütün yüzüme dağıttım, sokak adeta sesimden çınlamıştı. Oysa ben takmıyordum bile, hala gülüyordum -nedenli veya nedensiz- kimse de umrumda değildi. Norm bir anda elimden tutarak aniden beni kendine doğru çekti. Bir kaç saniye yerde süründükten sonra ayağa kalktım. Bu olay bana ayakta duracak halim olmadığını göstermişti, kendime hakim olamayarak tekrar yere yığıldım. Karanlıktı nedeni. Günden güne güçleniyordu, bu da beni halsiz bırakıyordu doğal olarak. Yine aklıma bin bir türlü düşünce doluşmuştu. Yapıcak hiçbir şey kalmamıştı acımasızlığa karşı. Günden düne benim de öldüğümü biliyordum. Gülerek verilen tepkiler bile artık olumlu cevap vermiyordu kimseye. Bütün dünyayı etkisi altına almayı başarmıştı; kötülük. Bizimse yapabileceğimiz şey oturup beklemekti; ölümü, sessizce…
Bir süre sonra gecenin ürkütücülüğü, etrafın durgunluğu beni boğmaya başlamıştı. Bunalıyordum. Nefes alımlarım, kalp atışlarım hızlanmıştı. Adeta derin bir suyun altına havaya doğru çıkmaya çalışıyordum. Ama kurtulmuş sayılırdım, Norm sayesinde. Korkunç bakıyordu bana, sanki karşısında ölü bir ceset yatıyordu. Kolumu omzuna atarak kaldırmıştı beni. Yürütmeye çalışıyordu pes etmeden. Yapacak hiçbir şeyim olmamasına rağmen, gücümü toplamaya çalıştım. Sırf ona yardımcı olabilmek için atamadığım adımları daha hızlı atmaya çalıştım; kısacası imkansızı yapmayı denedim. Denedim, olmadı. Bütün ağırlığımı Norm’a yüklemiştim. Başım omzuna düşmüştü, bir anda öleceğimi hissettim. Evet, öldüğümü. Göz kapaklarım daha fazla dayanamadı, yarı kapalı vaziyeti gittikçe tamamen kapanmaya başlamıştı. ”Bırak, ölüyorum ben” fısıldadım. Duyup duymadığından emin olamadan, belki de son sözlerimi söyledim. Beni bırakmadan olduğu yere oturdu. Otururken başımı bacağına yaslamış, beni de yatırmıştı. Karanlık beni resmen yatalak bırakmış gibiydi. Ayakta bulamadığım mutluluğu yatarken bulabiliyordum, bulabildiğim kadarıyla. Norm’a baktım, alışmışçasına gözleri bana bakıyordu. Bir çok kişiyi kaybetmenin verdiği rahatlık vardı sanki üzerinde. Ne yapacağını biliyor haldeydi. Ben ölecektim ve o da beni tıpkı diğerleri gibi gömecekti toprağa. Sonra sonsuza dek Aydınlık’ıma kavuşacaktım, onun da yanıma gelmesini bekleyecektim usanmadan. Son kez gözlerine bakarak gülümsedim. Onunda gözleri dolmuştu. İlk defa Norm’u ağlarken görüyordum. Halbuki ağlamamasını söylemeyi o kadar çok isterdim ki. Sözler dökülmedi ağzımdan, ne yazık ki çıkmadılar. Ellerimle yavaçşa başını kendime yaklaştırdım. Son kez yanağından öptüm. Öpmem bittiğinde ise çoktan ruhum bedenimden ayrılmıştı. Şimdi ruhumla yaşıyordum, onunla sonsuz olmayı başarmıştım. Norm’un ruhumu göremediğini biliyordum, havaya doğru yükseldim. Beni duymayacağını bile bile konuştum. ”Bedenimi götür Norm. Dilediğin yere.” Peki ya ruhlar ağlar mıydı? Ben, yaşarken yapamadığım ağlamayı şimdi yapmak istiyordum. Bir anda gözüm karşımda duran iki bedene takıldı; o ve ben. Kucaklamıştı Norm beni, alıp bedenimi götürüyordu. Karışıyordu karanlığa. Arkalarından baktım uzun süre, doyasıya. Tamamen kayboldular, tek duyabildiğim ayak sesleriydi. Daha fazla dayanamayacağımı bilerek beni almalarını söyledim ölümsüzlere. Ruhumu dünyadan uzaklaştırmalarını. Ve yok oldum bu fani dünyadan. Artık Sonsuz Aydınlık’ın Bekçisi idim, ve sonsuza dek Norm’un gelmesini bekleyecektim.



Son Yorumlar